Evet, sonunda o an geldi. Nazar hakkında yazmaya hazırım. Öncelikle hemen belirteyim, nazara (hiç) inanmıyorum, ama Erden’in doğumundan sonra karşılaştığım bir kaç olay yüzünden de aklım karışık, gerçekten.

Her şey bir arkadaşımın (2 çocuk annesi, üniversite arkadaşım vs vs) “sakın sağda solda Erden geceleri iyi uyuyor, yemeklerini çok iyi yiyor falan diye konuşmayın, mutlaka başınıza bir iş gelir, her zaman olan şeyin tersini söyleyin” demesiyle başladı. Genellikle klişelere şüpheyle yaklaşırım (aslında doğruluk payı barındırdıklarına her zaman şahit olmama karşın). Yine de sırf bir şeyi dile getirdim diye başıma bir şey geleceğine inanmam pek olası değil. Bunu o anda da alaycı bir biçimde ifade ettiğimi anımsıyorum. Arkadaşımın tepkisini de anımsıyorum: sakince ve bilmişçe gülümseyerek kafasını sallamıştı. (Aslında sadece tek bir kişiden de duymadım bu meseleyi, neredeyse tüm çocuklu arkadaşlarımın -inançlı ya da inançsız farketmiyordu- mutabakat sağladıkları tek ortak tavsiye buydu).

O günden sonra yavaş yavaş belirtiler başladı: Örneğin Büşra’yla aramızda konuşuyoruz, keyifliyiz, çok gerek varmış gibi durum tespiti  yapıyoruz: “bugün çocuk hiç kusmadı” ve Erden hemen ardından kusuyor. Uyku eğitiminin faydasını görmeye başladığımız zamanlardayız, bir şey başarmış olmanın haklı (!) gururunu yaşamak istiyoruz, “iki gündür uykular çok iyi, gece 2 defa uyanıyor” ve Erden o gece (gerçekten de o gece) en az 5 defa uyanıyor, en az bir defasında 1.5 saat gözünü kırpmıyor. Katı gıdaya geçtikten sonra, “sabah yemeğini şöyle güzel yedi”, öğlene mutlaka huysuzluk edip bir şey yemeyeceği tutuyor. Bir değil, iki değil… Bir süre sonra, yontula yontula lafımızı söylemeye çekinir olduk, nazara inanmayan anne-baba, ağzımızı açmaya çekinir hale geldik, birbirimizi uyarmaya başladık: “neden şöyle dedin, şimdi akşama kesin arıza çıkar, uyumaz”… (Bir noktadan sonra, iyi şeyleri aklıma getirmekten bile çekindiğimi hatırlıyorum, hele Erden’in ilk aylarında, uykusunun, yemeğinin, kusmuğunun üzerine titrediğimiz zamanlarda daha da hassas bir mesele haline gelmişti).

Bugün düşündüğümde, (belki de bir arkadaşımın -2 çocuk babası- haklı uyarısıyla) tüm bu “nazar” muhabbetinin algının seçiciliğiyle ilgili olduğu sonucuna varıyorum. Bebek elbette zaman zaman kusacak, zaman zaman düzensiz bir uyku dönemi geçirecek (şu veya bu nedenle), yemek düzeninde sıkıntılı anlar olacak. Bunu bugünden geriye baktığımda biraz daha iyi anlamlandırabiliyorum. İlk dönemlerdeki stres seviyemiz, önce de belirttiğim gibi, çocuklu arkadaşların “nazar” konusundaki öğütleriyle birleşince, bizde belki de gereksiz bir algı yarattı. Bu nedenle olumsuz deneyimleri hatırlamaya daha fazla eğilim göstermeye ve aslında kehanetin gerçekleşmesine bizzat katkıda bulunmaya başladık.

Şu anda Erden 14 aylık, “nazar” konusuna neredeyse hiç takılmıyor, aklıma gelmiyor, aklıma gelmediği için de Erden’in uyum sağladığı (ya da bizim ona uyum sağladığımız) konularda düşüncelerimi paylaşıyorum (zaten bu blog da bu nedenle var). Bu sayede, söylediklerim ile başımıza gelenler arasına bir ilişki kurmaya da çalışmıyoruz, bilinç ya da bilinçdışı seviyesinde. Benim “nazar” konusunda geliştirebildiğim açıklama bu şekilde

Eminim bir çok anne babanın bu konuda söyleyeceği başka şeyler vardır.

not: bakalım bu konuyu yazdıktan sonra başımıza neler gelecek 🙂

edit: dün gece hiç kesintisiz uyudu, sabah 8:00’de uyandı!

Budapeşte, Buda’nın tepelerinde bir parkta…