Bir süre önce burada aklıma takılan bir meseleyi yazmış, Erden’in doğumuyla birlikte, hatırlamayı başaramadığım kendi bebeklik anılarım nedeniyle, Erden’le ilgili bazı “gerçekler”i burada paylaşmaya karar vermiştim. Bir süredir başka bir şeyler aklıma takılıyor: Erden beni nasıl bir baba olarak anacak?

Sorunun cevabını vermek kolay değil. Erden’in bilinçli biçimde anımsayacağı anıları henüz oluşmadı, 1-2 yıl içinde bir çok ânı biriktirmeye başlayabilecek. O andan itibaren, 20’li yaşlarında (veya 30’lu, 40’lı yaşlarında) beni nasıl anımayacağını biraz endişeyle merak ediyorum. 42 yaşında baba oldum, Erden’le geçirebileceğimiz zamanın kısıtlı olduğunun farkındayım. Bir yandan umutluyum, o an’ları oluşturmak bizim elimizde, bir yandan küçük de olsa bir pişmanlık, keşke birlikte geçirecek biraz daha fazla vaktimiz olsaydı (siz bunu, biraz daha erken baba olsaydım, diye okuyabilirsiniz).

Ne idealize edilmiş Amerikan filmi klişeleri (beraber balığa çıkan baba-oğul, birlike beyzbol oynayan baba-oğul vs vs) ne de dramatize edilmiş “aslında her şeyin farkında olan, uzak-mesafeli ama sevgi dolu” baba imgesi var aklımda, ikisi de değil. Cevabı henüz bilmesem de gidiş yoluna dair bazı fikirler beliriyor zaman zaman zihnimde. Bir çocuktan sorumlu olmak değil bu, yani her şey benim elimde, benim inisiyatifimde gibi bir düşüncem yok, 20 aylık deneyimim bana her ne olacaksa karşılıklı bir ilişkinin sonucunda olabileceğini öğretti. Mesele daha çok ona karşı duyduğum sorumluluk hissiyle ilgili, tabii ki bu sorumluluğun getirdiği bir baskının sonucu aynı zamanda bu soru, “nasıl bir baba olacağım?” (beni nasıl anacak, diye okuyabilirsiniz).  Şu anda cevaba en fazla benzeyen düşünce kırıntıları şöyle:

Erden’e para, pul, mal, mülk bırakma şansım düşük. Kendi ayakları üzerinde durma yaşına geldiğinde (22-30 yaşları arası büyük ihtimalle) benden görebileceği destek en az seviyede olacak (65-70 civarında olacağım o sırada). Tüm bunlar beni şu sonuca götürüyor: Erden’in, kendi yolunu erken yaşta çizmek için gerekli güce, inanca ve dirence sahip olması, kararlarının sorumluluğunu daima ileriye bakarak alabilmesi ve her ne olursa olsun kararlarının sonuçlarıyla barışık bir gelecek kurmasını isterim. Tüm bunları “başarmak” onun tercih ettiği bir şey olur mu ya da beni “iyi” bir biçimde anmasını sağlar mı bilemem ama büyük ihtimalle kendi kendime sorduğum soruya güvenli bir cevap vermeme yol açar. Tabii ki burada benim ne düşündüğüm değil mesele, Erden’in ne düşündüğü!

Sanırım “ben nasıl bir baba olacağım” sorusu “baba olmak ne demek” sorusunun çok doğal bir uzantısı ve bu benim zihnimi meşgul ediyor, etmeye de devam edecek.