baba olmak demekTam zamanlı çalışmaya başladıktan sonra bebekle vakit geçirmek için özel çaba sarfetmek bir zorunluluk haline geldi. Resmi olarak, hafta içi 9:00-18:00 saatleri arasında çalışıyoruz. Sabahları evden çıkış saatim 8:40, akşam ofisten çıkışım 19:00 civarını buluyor, her zaman olmasa da işle ilgili bir mesele, mail, soru vs nedeniyle bu saatlerde çıkabiliyorum. Erden sabah 7:30-7:45 arasında uyanıyor. Akşam 19:30 gibi banyo hazırlıklarına başlıyor, 19:45 gibi sütünü içip en geç 20:00’de uyuyor.

Bu gerçekler ışığında matematik hesabı basit:

Erden’le sabah (en fazla) 1 saat 10 dakika, akşam (eve varışım iyi ihtimalle 19:15) 15 dakika, toplamda 1 saat 30 dakikam var (o da her dakikasını onunla geçirebilirsem). 9 ay boyunca, hafta sonları da dahil, ortalama 4 gün neredeyse tam zamanlı bir arada geçirdiğimizi düşündüğümde çok kısıtlı bir zaman!

Tabii ki buna da şükür. Ev-iş arasının 6 km olması (aynı yakada 6 km mesafe şahane bir uzaklık), yaz-kış, her türlü riskine rağmen motorla ulaşım sağlamam bana günde 1.5 saati Erden’le geçirme şansı veriyor. Müteşekkirim.

Bu zamanı koruyabilmek ve birlikte geçirebilmek için (disiplinli bir şekilde) Büşra’yla bir iş bölümü uyguluyoruz:

  • Sabahları Erden’in mırıldanmaları başladığında yatak odasına gidip onunla biraz konuşuyorum. “Günaydın”laşma sonrasında, perde/ışık açarak gündüzü karşılıyoruz (gerçi kış saatine geçmediğimiz için kış sabahları artık hep karanlık).
  • Ben Erden’in altını değiştirip günlük kıyafetini giydirirken Büşra kahvaltı hazırlıklarına başlıyor.
  • Giyinme faslı bitince mutfakta kahvaltının hazır olmasını bekliyoruz, bu da çeşitli mutfak eşyaları ve buzdolabı mıknatıslarıyla oyun zamanı demek.
  • Her sabah çırpılmış bir x’li (x=peynir, mantar, ıspanak, kıyma vs) yumurta ve lor peynirinden oluşan kahvaltısını yerken biz de (zamanımız varsa) onunla beraber kahvaltı ediyoruz.

Akşamları ise farklı bir iş bölümü var:

  • Haftanın iki günü Büşra akşam çalıştığı için bakıcımızla beraber Erden’in uyku hazırlıklarını beraber yapıyoruz.
  • Çoğunlukla, motorla geldiğimde ikisi pencerede oluyor. Uzaktan beni seçemese de dikkatini çekebilmek için kaldırımda çeşitli soytarılıklar yapıyorum.
  • Asansörden indiğimde kapıda beni karşılıyor. O gün uykusunu normalden az uyuduysa sarhoş gibi oluyor. Gözleri fıldır fıldır dönerken artık hareketlerini kontrol altına almakta zorlanıyor. Genellikle de yorgunluktan huysuzlanmaya da başlıyor. O nedenle bazen daha erken yatırmak zorunda kalabiliyoruz.
  • Eğer 19:00’dan önce evde olabildiysem birlikte evi turluyoruz. Çeşitli kapıları açıp kapatıyoruz. Rutin haline gelen “kovalamaca” oyununu oynuyoruz. Yine gelenekselleşen “gitar tellerine dokunma, davul sandalyesini döndürme” hareketlerini tamamlıyoruz.
  • Yatma zamanı geldiğinde yatak rutini başlıyor, ben sütünü hazırladıktan sonra banyo için küvetini dolduruyorum, bakıcımız Erden’in kıyafetlerini çıkarıyor.
  • Beraberce Erden’e banyo yaptırıyoruz. Son zamanlarda küveti içinde oturduğu için sakince yıkayabiliyoruz. Bazen, oturmayı reddettiğinde, kısaca bir su döküp hızlıca uyku kısmına geçiyoruz.
  • Erden’in kurulama ve pijamalarını giydirme işi bakıcımızda (bakıcımız olmadan önce bu iş bendeydi).
  • Pijama faslı sonrası uzun ve kesintisiz, huzurlu uyku dileklerinin ardından bakıcımız Erden’in sütünü veriyor ve yatırıyor.
  • Haftanın diğer günlerinde Erden sabit, Büşra-ben ve bakıcımızın yerleri değişerek aynı senaryo devam ediyor.

Sonuç

Şanslı bir baba olduğumu biliyorum.

Halimden şikayet etmiyorum aksine yukarıda da bahsettiğim gibi, müteşekkirim.

Yine de -yazıyla da rakamla da- bir buçuk saat (yine belirteyim, en fazla 1.5 saat), yeterli bir süre değil ama şu an için daha fazla zaman yaratamıyorum.

Eldeki süreyi de mümkün olduğu kadar birlikte geçirmeye çalışıyorum.

Sonuçta bir yılda ortalama 260 iş günü x 1.5 saatten toplam 16 gün vaktim olduğunu da biliyorum.

16 gün + hafta sonları 🙂